Erkam bin,erkam bin ebil erkam,ilahiler,kasideler,dini videolar,islami vedeo,dini video,dini resim,islami resim,dini avatar,islami avatar,kabe,mekke,allah,muhammed,islam

Ana Sayfa

Arşiv

Foruma Giriş

Esma ul Husna

Kur'an Meali

Kur'an Mp3

Peygamberler

Sahabeler

Dinimi Öğreniyorum

Abdest

Gusül Abdesti

Namaz

Namaz Sureleri

Dualar

32 Farz

54 Farz


İlahiler Ve Ezgiler

İlahi Klipler

Ahmet Mahmut Ünlü

Dursun Ali Erzincanlı

Minik Dualar Grubu

Timurtaş Uçar

Ertuğrul Erkişi

Sorularla İslamiyet

Çizgi Filmler

Komik Videolar

Dini Resim ve Avatar

Msn İfadeleri

İbretlik Resimler

Kutsal Emanetler

Ramazan Ekartları

Osmanlı Giysileri

Hareketli Resimler

araba Resimleri

Komik Resimler

Furkan Forum

Yolcu Forum

Ana Sayfa

Site Yönlendirme Kodu

Arkaplan Kodları

Ayıraç Kodları

Fare İmleçleri

Html Renk Kodları

Download

Flash Oyunlar

counter
counter

YAHUDİLER HAKLI OLARAK GÖZÜKMEKTE....SİZCE‏

MÜSLÜMANLARIN BOYKOT ZAFERİ...

İlginç ! AMA Gerçek OKUYUN (Biraz Düşünelim sadece)

Bir Amin demeyi canı gönülden YAŞARCASINA Çok Görmeyin Sadece 5

Filistin Başbakanı Heniyye

Mutluluk Yolu İslam

Menkıbe: Bir Damla Su!...

Efendimizden insanlar için 20 altın tavsiye

Hakkını helal etsin

"Beş şey vardır ki..."

Bazı sözler insanı uçuruma götürür!

HAYAT KURTARMAK

Çocuklarımız ve İbadet

BAYRAMDA NELER YAPMAK LAZIM:

BAYRAM MESAJLARI

FITRE VERMENIN ONEMI

TAHAVI AKAIDI

ALLAH İÇİN SEVGİ

ORGANLAR DA KONUŞUR

AHKAM-I ORUC

Lütfen okur musunuz

Telefonunuzla Neler Yapabileceğinizi Biliyor musunuz?

Mahmud efendi hazretlerinden hikmetli sözler

Orucu bozan ve bozmayan durumlar

2007 Senesi, "İstanbul / İstanbul / Türkiye" için İmsâkiye


Kategori: Dinihikayeler

 

Endonezya Nasıl Müslüman Oldu?

Kendi halinde bir tüccardı. Bir gün kumaşları gemiye yükledi. Endonezya ya gitti, oraya yerleşti. İşini orada devam ettirdi. Kumaşları kaliteliydi. Tam da halkın aradığı cinstendi. Kendisi de kanaat sahibi bir insandı. Kazancı az olsun, temiz olsun düşüncesindeydi. Bir gün geç geldi iş yerine. Eleman iyi bir kâr elde etmişti sattığı mallardan. Merak etti, sordu:
- Hangi kumaştan sattın?
-Şu kumaştan efendim.
-Metresini kaça verdin?
-On akçeye.
-Nasıl olur?" diye hayret etti,
-Beş akçelik kumaşı on akçeye nasıl satarsın? Bize hakkı geçmiş adamcağızın. Görsen tanır mısın onu?

Eleman gitti, müşteriyi buldu, getirdi. Dükkan sahibi müşteriyi karşısında görür görmez, helâllik istedi ve fazla parayı müşteriye uzattı. Müşteri şaşırmıştı. Böyle bir durumla ilk defa karşılaşıyordu.
-Ne demekti hakkını helâl et?
Olay kısa sürede dilden dile dolaştı. Çok geçmeden kralın kulağına kadar vardı. Sonunda kral kumaş tüccarını saraya çağırdı. Kral sordu:
-Sizin yaptığınız bu davranışı daha önce biz ne duyduk, ne de gördük. Bunun aslı nedir?
-Ben, dedi tüccar, bir Müslüman ım. İslâm dini böyle emreder. Müşterinin bana hakkı geçmişti. Dolayısıyla kazancıma haram girmişti. Ben sadece bir yanlışı düzelttim.
Kral,
-İslâm nedir, Müslümanlık nedir? gibi peş peşe sorular sordu. Birer birer sorularını cevapladı. Kral ilk defa duyuyordu böyle bir dinin varlığını. Fazla zaman geçirmeden İslâm ı kabul etti. Daha sonra kısa süre içinde de halk Müslüman oldu.

250 milyonluk nüfusa sahip olan bugünkü Endonezya nın Müslümanlığı kabul etmesindeki sır sadece beş akçelik kumaştı. Yapılan tek şey vardı sadece: İnandığı gibi yaşamak, sahip olduğu güzellikleri çevresiyle paylaşmaktı. Efendimizin müjdesi herkese açık: "Doğru ve güvenilir tüccar, kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar (doğrular) ve şehitlerle beraberdir." Yani, asıl etkili olan söz dili değil, hal diliydi. Konuşmaktan çok yaşamaktı. Anlatmaktan ziyade davranış dilinin devreye girmesiydi.

--------------------------------------------------------------------------------------

 

 

Emir Sultan

Buharalı Seyyid ...

Seyyid Muhammed Buhara da doğar. Kendini bildi bileli ilim meclislerine koşar. Okur, okutur, öğrenir, öğretir, hasılı iyi yetişir. Babasının (Seyyid Emir Külâl hazretleri nin) vefatı üzerine Medine ye yerleşmeye niyetlenir. Artık Alemlerin Efendisine komşu olmalı ve ömrünün sonuna kadar kalmalıdır orada. Nitekim önce hacceder, sonra Münevver Belde ye geçer. Ama bakın şu işe ki, o yıl görülmedik bir kalabalık vardır. Yine de misafirhanelerden birinde kıvrılıp uyuyacak kadar olsun bir yer bulur, döşeğini serer. Ancak binaya bakanlar alelacele gelir, başına dikilirler. Ama efendim derler, orası Seyyidlere ayrıldı Seyyid Muhammed güler. İyi ya der, Ben de Seyyidim zaten. Görevliler Hadi canım sen de demezler belki, lâkin delil isterler. Seyyid Muhammed ellerini çaresizlikle açar, boynunu büker, Buraların yabancısıyım, söyleyin kim şahit olsun bana? der.
-Peki ama, biz nasıl inanalım sana?
-Durun. Bir şahit buldum galiba.
-Kimi?
-Dedemi!
Seyyid Muhammed Buyrun! der, önlerine düşer. Mescid-i Nebi ye gelirler. Genç Seyyid kabre döner, Esselamü âleyküm ya ceddi! der. Kabirden çok tatlı bir ses duyulur Ve âleyküm selâm ya veledi!

İSTİKAMET ANADOLU

Seyyid Muhammed Medine de yerleşmeye niyetlidir, ancak bir gece rüyasında Resulullah Efendimiz le, Hazret-i Ali yi görür. Ona, Anadolu ya gitmesi emredilir. Üç nurdan kandili takip edecek, kandillerin söndüğü yerde yerleşecektir.

Seyyid Muhammed uyandığında kandilleri karşısında bulur. Hemen o gün hazırlanır, çıkar yola. Seyahat haftalar sürer ve bir gün kandiller söner. Uludağ eteklerinde yemyeşil bir beldededir şimdi... Bursa da!
Yöre halkı onu keşfetmekte gecikmez. Etrafında halka olur sohbetine katılırlar. Hatta Sultan derler ona. Emir Sultan!
O günlerde Yıldırım Bayezid Macarlar la savaşmaktadır. İki tarafta güçlü, haliyle kayıplar büyüktür. Yaralılar öylesine çoktur ki çadırlardan taşar. Üstelik cerrah sıkıntıları vardır. Ancak, revirde o güne kadar tanımadıkları bir genç peydahlanır. Görünüşe bakılırsa son derece mahir bir hekimdir. Hatta günün birinde sultanın kolundaki yarayı sarar. Kesik derindir, ama tutkalla yapıştırılmışçasına iyileşir. İzi bile kalmaz. Yıldırım Bâyezid sargıyı çözerken hayretten dilini yutar. Zira bu hanımının nişanlıyken kendisine verdiği mendilin yarısıdır. Sırrı bilmek ister. Ama esrarengiz genç yoktur ortalıkta.

Niğbolu müstahkem bir kaledir. Osmanlı ordusu büyük kayıplar vermesine rağmen tek taş sökemez. Görünen o ki, bu gidişle kaleye girmeleri ham hâyâldir. Ama Yıldırım kolay pes etmez. Büyük bir âzimle yürür surların üstüne. Tam ümidini yitirmek üzeredir ki, kale kapısı açılır. Osmanlı ordusunu âdeta içeri buyur eden genç kolundaki yarayı saran hekimin ta kendisidir.

FATIMA SULTAN IN RÜYASI

Yıldırım o yıl Edirne de konaklar. Ailesi Bursa dadır. Bâyezid in Hundi Fatıma adında hâya ve takva sahibi bir kerimesi vardır. Bu kızcağız bir gece rüyasında Efendimiz i görür. Ondan Muhammed Buhari ile evlenmesi istenir. Ama kızcağız edebinden kimseye bir şey söyleyemez. Ertesi gün Server-i Kainat yine rüyasını şereflendirir ve Eğer buyururlar, Ahirette şefaatime kavuşmak istiyorsan dinle beni!

Hundi Fatıma Sultan ın talibi çoktur. Adı büyük paşalarla, namlı beyler sıradadır. Görünüşte Emir Sultan gibi fakir ve garip biri onlarla aşık atamaz. Ancak Hundi Sultan kararlıdır. Bedeli ne olursa olsun Emir Sultan la evlenecektir. Ama sırrını kimselere açamaz. Hem Emir Sultan ın Efendimizin emrinden haberi var mıdır acaba?

Çok geçmez. Bir gün Emir Sultan dünür yollar saraya. Valide sultan dudak büker. Açıktan açığa olmaz! demez; ama öyle demeye getirir. Söyleyin ona der, kırk deve yükü altın getirsin, alsın kızımı!
Emir Sultan sakindir, Öyleyse! der, göndersin develeri!
Mübarek, devecibaşını karanlıkta karşılar, onları hiç dolandırmadan Nilüfer çayına götürür. Su yatağındaki çakılları göstererek Doldurun! der, Hatta kendi keselerinizi de.
Devecilerden bazıları bunda bir hikmet olmalı der, bazısı güler geçer. Hele içlerinden biri n olacak bunlar deyip aldığı çakılları geri döker.
Muhammed Buhari Hazretleri Valide Sultan ın huzuruna çıkar. Heybeler ters yüz edilir. Zemini kıpkızıl altın kaplar. Valide sultan şaşırmanın ötesinde korkar. Şimdi diyecek tek sözü vardır: Nasıl istiyorsan öyle olsun!

YILDIRIM IN TEPKİSİ
Nikah haberi Edirne ye ulaştığında Yıldırım çok bozulur. Benim kızım, benden habersiz nasıl evlenir? der ve kızını cezalandırmak üzere Süleyman Paşa yı Bursa ya yollar. Valide Sultan kızına ve damadına siper olur. Dahası büyük âlim Molla Fenari araya girer, askeri ikna eder. Hatta sarılır kaleme, padişaha bir mektup yazar. Yıldırım Bayezid in Molla Fenari hazretlerine olan hürmetini bilen Süleyman paşa boyun büker, döner geri.
Aradan aylar geçer. Bayezid Bursa ya avdet eder. Halk yollara çıkar, sultanı karşılar. Yıldırım bir an kalabalığın içinde esrarengiz hekimi görür. Derhal atından iner. Ellerinden tutup sorar: Söyle yiğidim o maharet neydi öyle? Emir Sultan hazretleri Feth suresinden bir ayet okur. Allah ın kuvvet ve yardımı, biat edenlerin vefa ve sadakatlerinin üstündedir Bayezid tekrar sorar: Ya mendilin öbür yarısı? Emir Sultan cebinden çıkarıp uzatır. Sultan meraklıdır: -Adını bağışlar mısınız?
-Muhammed!
-Yanında Buharisi de var mı?
-Var!
-Yoksa?
-Elinizi öpebilir miyim baba.
-Hayır. Öpülecek el seninki.
Ve kucaklaşırlar.


BURSA ULU CAMİİ

Yıldırım Bayezıd Niğbolu zaferinde kazanılan gânimetlerle muhteşem bir mescid yaptırmak ister. Mimarlar bugün Ulucami nin bulunduğu mevkide karar kılarlar. Söz konusu arsa üzerinde evi, bahçesi olanlara başka yerden muadil yer verilir. Hatta ceplerine birkaç kese altın sıkıştırılır gönülleri hoş edilir. Ancak yaşlı bir kadıncağız bir "Evim de evim" feryadı tutturur ki sormayın. Değerinin fevkinde ücretlere omuz silker, bütün tekliflere "olmaz" der. Önce vezirler, sonra bizzat Sultan, kadının ayağına gider, iknaya çalışırlar. Ama o direnir.
Sultan Bayezid caminin yerini sevmiştir. Hiç hesapta olmayan pürüz canını sıkar. Hatta divanı toplar, çözüm yolu arar. Kadılar "mal onun değil mi" derler, "satarsa satar, satmazsa satmaz!" Meclis çaresizlik içinde dağılırken Bayezid in aklına damadı gelir. Emir Sultan ı bulur meseleyi anlatır. Mübarek sadece tebessüm eder. "Acele etme!" der, "Bir gecede neler değişmez?"
İhtiyar kadın o gece rüyasında mahşer meydanını görür. Annenin çocuğundan kaçtığı bir dehşet anıdır. Kalabalıkta korkunç bir azab endişesi vardır. O arada bir dalgalanma olur. İnsanlar âlemlere rahmet olarak yaratılan Efendimiz in yanına koşarlar. Şefaate kavuşan kavuşana. Kadıncağız da niyetlenir, ama bırakın yürümeye, kıpırdamaya mecâli yoktur. Ayakları vücudunu taşıyamaz, ıstırapla yerleri tırmalar. Elinden kaçan büyük fırsat ciğerini dağlar. Feryad figan ağlamaya başlar. İşte tam o sırada Emir Sultan ı görür, "Herkes cennete gitti" der, "Ben bir başıma kaldım burada!" Mübarek o gönül ferahlatan tatlı sesiyle sorar, "Kurtulmak istiyor musun?" Kadın nefes nefese cevap verir:
-Hiç istemez miyim?
-Öyleyse Sultanımızı üzme!
Ertesi gün kadın ayağı ile gelir, evini verir. Üstelik önüne konulan ücreti bağışlar camiye.

ANKARA SAVAŞI

Emir Sultan, Yıldırım ın Timur Han la savaşmasına razı değildir. Ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın bu kardeş kavgasına mani olamaz. Çekilir bir taraflara. Hatta bu kayıtsızlığa mana veremeyen Hundi hatun sorar:
-Babamı yalnız mı bırakıyorsun?
-Bak hatun! Ne bu savaşın bir manası var, ne de babanın kazanma şansı. Eğer elinden birşey geliyorsa hiç durma, geç olmadan çevir onu.
-Niye öyle söylüyorsun. Babam mağlubiyet tatmamış bir sultandır.
-Evet Timur da mağlubiyet tatmayan bir hakandır. Sen onun kaç devleti yıktığını biliyor musun? Üstelik ülkesi daha büyük, askeri daha fazla. Dahası Maveraünnehr illeri ilimde de, sanatta da çok önümüzde.
-Sen babamın manevi zırhı değil misin?
-Peki sen Timur u koruyucusuz mu sanıyorsun. O, zamanın kutbundan dua aldı. Ancak Hace Hazretlerinin dahi böylesi bir savaşa rızası yok.
-Ne yapmalıyız peki?
-Baban aklını örten öfkenin farkına varmadıkça ne yapabiliriz ki?
-Diyelim ki öfkesi galip geldi.
-Zor günlere hazırlansanız iyi edersiniz.
Ankara savaşında yaşanılan acı mağlubiyetin ardından Timuroğulları Bursa yı muhasara altına alırlar. Şehir halkı zor durumdadır, hatta aç kalır. Ahali gelip Emir Sultan ı bulur ve çok yalvarırlar. Mübarek bir kağıda birşeyler karalar, ordugâha yollar. O kağıtta ne yazılıdır bilemiyoruz, ancak hemen o gün çadırlar sökülür. Asya yollarına göç düzülür.

EMİR SULTAN KİME GÖLGE?

Ne hikmetse Anadolu halkı hep Emir Sultan Hazretleri ile Yıldırım Bayezid arasındaki menkıbeleri anlatır. Hâlbuki bu büyük veli Bâyezid den ziyade Çelebi Mehmed in yanındadır. Ankara savaşının ardından Anadolu çok karışır. Şehzedelerden Musa Çelebi, İsa Çelebi nin üzerine yürüyüp Bursa yı ele geçirir. Süleyman Çelebi ise Edirne yi elinde tutar. Ancak bunlar devleti muhteşem günlerine döndürebilecek kıratta değildirler. Şehzade Mehmed iyi bir asker ve dirayetli bir liderdir. Ancak fitne çıkarmaktan çekinir. Çekilir köşesine işaret bekler. Allah dostları ne derse onu yapacak. İcabında kardeşlerinin emrinde çeri olacaktır. Bir gece rüyasında Murad-ı Hüdavendigar ı görür, yanında Emir Sultan Hazretleri vardır. Dedesi önce bir kılıç verir, sonra yerinde duramayan kar renkli küheylanı gösterir "Haydi!" der, "Vazife sende!" Çelebi Mehmet hâlâ mütereddittir. Emir sultan bakışları ile cesaret verir ona. "Korkma!" der, "yanında biz varız!" İşte Çelebi Mehmed bu işaret üzerine yola çıkar ve tabiri caizse Osmanlı Devletini silbaştan kurar. Tarihçilere sorarsanız Çelebi Mehmed in başardığı iş Osman Gazi ninkinden aşağı değildir. Emir Sultan vefatından sonra da büyük hürmet görür. Meselâ Yavuz Selim, Mısır seferine çıkarken büyük velinin nurlu türbesini ziyaret eder, imdat diler. Kabirden çok net bir ses işitilir:
-Ya Selim! Üdhulu Mısra İnşaallahü aminin. (Ey Selim. İnşallah Mısır a emniyet içinde girersin!)
...Ve öyle de olur!


(1) :: ::

------

Ücretsiz Online Ziyaretçi Sayacı

İslami Yasama Sanatı

İslam Ahlakı

İslam Ve Yaşantımız

İslam Anayasası

İslamda Temizlik

İslamda Evlilik Ve Aile

Kelimeler & Kavramlar

İslamda Sihir Ve Cinler

Yaşayan Hurafeler

Kıyamet Alametleri

Mezheb,Mezhebler

Cennet Yolu

Şeytan

Osmanlı Tarihi

Selçuklu Tarihi

Dini Hikayeler

Hayatı

Mübarek isimleri

Evlilikleri

Hadisler

Bazı Secme Hadisler

Mucizeleri

Duaları

Asr-ı Saadet

Ehl-i Sünnet Yolu

O Diyarın Sakinleri

Mevlana'dan Kıssalar

Güzel Sözler

Ata Sözleri

Asker Mesajları

Yunus Emre Şiirleri

Mehmet Akif Şiirleri

İbrahim Sadri Şiirleri

Necip Fazıl Şiirleri

Nasreddin H. Fıkraları

Dokunmayın Bacıma

İslamda Kadın

Tesettür

Beslenme Ve Diyet

Bakım Ve Güzellik

Kadın Sağlığı

Kadın Hastalıkları

Gebelik Dönemi

Bebek Bakımı

Bebek Ve Hastalıklar


MySpace Layouts


akvaryumum
gece38
mansur
yolcugidiyor
muratatas
malihaber
Blogcu Yardım
radyoefe43
nurcuben
muhammedsas
receppiskin
sibelizgi
ates64
Ahmet TÜRKAN
eyresul
enigma1xx
Kağan Ataseven
sessizciglik1
sohbetsevenler
tekirdagli
eymer
huseyinizgi1984
sehriramazan
eyrasul
ehlidin
murat destebaşı
porselenprenses
webaslanlari
postu
kalpsevmektenyorulmaz
siyasetmerkezi
yasarceylan
eglencecafe
dinahlakokulu
bilimhaberleri
kanaryaefsanesi
mavipencere
busecegunler
dizix
vuslatagecis
enpopuler
cennetulhuri
adore22
bulentdemirbas
kbveasu
hakikatburada
gsligirl
ceysulusre
furkanmedine
vuslatagecis2
nimetalbayrak
gulivahdet
Seyma .
ademy
mushaf
sizintilar
dortmevsimhayat
sadigokce
dogayageridonus
rahmetyagmuru
ummahindostlari
sevgilislam
hikayecik
annegozuyle
siyasiyasi
tulin25
dilaramert
herkesgorsun
selam merhaba
romankitapozetleri
gercekyolislam
Çizgi Film Oyunlari
kurantevhidsunnet

Dini100.Net